Hepimizin malumu Türk siyasetinde liyakat kültürü değil biat kültürü önceliklendirilmektedir.
Yani siyasette ne kadar liyakatli olduğunuz dava denilen fikri mecraya ne katacağınız değil lidere ve parti ilkelerine ne kadar ne ölçüde biat edeceğiniz önem taşır.
Tabi ki lidere biat kültü, siyasete girebilmeniz siyasette uzun soluklu var olabilmeniz için tek başına yeterli değildir.
Bunun yanında bu özverili davranışınıza referans olabilecek lider ve çevresine yakın iş insanı, lider eşine ulaşabileceğiniz bir genel merkez yöneticisi gibi tavsiye odaklarına ihtiyaç duyarsınız.
Bu iki aşamayı geçtikten sonra geriye siyasetinizin finansmanı sorunu kalır.
Milletvekili aday adayı olarak girdiğiniz süreçten aday olarak çıkarsanız ekonomik gücünüze belki sponsorlarınıza güvenmeniz gerekecektir.
Yok eğer belediye başkan a. adayı olarak girdiğiniz yarıştan bu aşamaları geçmiş belediye başkan adayı olarak çıkmışsanız siyasetinizin finansmanı sorununu halletmek kesin olabilecek bir yerden adaysanız sizin için artık çok da zor olmayacaktır.
Zira a. aday adaylığından adaylığı garantileyen belediye başkan adayı, seçilmesi garanti olan yere aday olmuşsa sponsor bulmakta zorlanamayacağı gibi ‘’ kaz gelen yerden tavuk esirgenmez’’ misali belediye başkanı adayına para musluğunu açacak onlarca müteahhit, iş insanı bulabilmek mümkün olabilecektir.
Dolayısıyla siyasetin finansmanı sorunu, özellikle yerel yönetimlerde belediye başkanı olarak siyasete namzet figürleri belli kişi, grup veya zümrelerin kontrolünde siyasi vesayete zorladığı için siyasetin yozlaşmasına kapı aralaması artık kaçınılmaz olacaktır.
Bugün İstanbul da başlayıp Antalya, Adıyaman, Adana ve iki ilçesi İzmir birkaç ilçesi ile devam eden yolsuzluk soruşturmalarını bu klişeleşmiş siyasal olgudan ayrı düşünmek imkansızdır.
Seçilip göreve başlayan belediye başkanı için artık belediye imkanları; tam bir nimet, geleceğini hatta yedi neslini güvence altına alacağı önemli bir arpalık olacaktır.
Bundan sonra artık adrese teslim ihale usulsüzlükleri, ruhsat, tadilat projesi veya iskân verilmesi karşılığında müteahhitlik hizmetlerinden elde edilen pahalı daireler ve milyon dolarlık rüşvetler, sosyal etkinlikler kapsamında şişirilmiş faturalardan geriye iadeler…
Bunlar Türkiye gerçeğinde özellikle belediye başkanları için siyasi geleceklerinden daha öte siyasetinin finansmanından devasa zenginleşme araçlarıdır.
Ayrıca yeni imar alanları açılırken bu alanların geleceğin kent merkezlerini oluşturacak lokasyonlara yaklaştırılması, emsal oranlarının bölgesel ölçekte meclis kararları ile yükseltilmesi karşılığında sağlanan rantlar; yeşil alan, park gibi kamuya ayrılan ortak alanların kamu alanı olmaktan çıkartılarak belediye adına ihdas edilerek müteahhitlere satışı gibi rutin işler belediye imkanlarının kullanılmasına yönelik önemli gerçeklerimizdir.
Bunlar bugünün meselesi olmadığı gibi belli bir siyasi partiye kodlayamayacağımız gerçeklerimiz de değildir.
Klişe olarak hep duya gelmişizdir. Yeni seçilen belediye başkanı ‘’enkaz devraldığını’’ söyleyerek göreve başlarken ne kadar temiz kalmaya çalışsa da bir süre sonra seçimlerde ‘’kendisine finansman ‘’ sağlayan müteahhit ve iş insanlarının vesayetinde kendisi de bu mecraya adım atmak zorunda kalacaktır. Zira onlar sayesinde seçim finansmanını karşılamış onlar sayesinde kendi mali gücüne dayanmadan büyük harcamalar yapmıştır.
İşin enteresan tarafı bu enkaz bırakma klişesi yapanın yanına kar kaldığı için olsa gerek seçilen yeni belediye başkanını da bir süre sonra özellikle çaylaklığı gittikten sonra ikinci döneminde aynı yola tevessül edecek belediye imkanları üzerinden kendi ekonomik varlığını büyüterek bu süreçten ayrılmış olacaktır.
Maalesef 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu bu duruma çanak tutan en belirgin örneklerden birisidir.
Zira bu kanun seçilen belediye başkanını ‘’ belediye zararlarından’’ korurken altındaki idari personeli soruşturmaya tabi tutmaktadır.
İşte bunun içindir ki şu soruyu yıllardır kendi kendime sorarım; ‘’Belediye başkanları, bir kamu görevlisi olarak devlete verdikleri görev zararlarından neden sorumlu tutulmaz?’’
Kentlerin büyümesine gelişmesine halkın refahına kendini adaması gereken devletin imkanlarını bu alanlara kanalize etmesi gereken bir belediye başkanı düşününki halkın parasını hoyratça harcasın sebep olduğu bu başıbozukluk ve savurganlıktan sorumlu tutulmasın, imar değişiklikleri, adrese teslim ihaleler, ruhsat, iskân gibi müteahhit hizmetlerinden büyük rantlar elde etsin yaşanan süreç sonunda devlete görev zararı için hesap vermesin.
Oysa başka bir kamu görevlisi olan bir devlet memuru, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun ‘’ Kişisel sorumluluk ve zarar’’ başlıklı 12.maddesi; Görevlerini dikkat ve itina ile yerine getirmek ve kendilerine teslim edilen devlet malını korumak ve her an hizmete hazır halde bulundurmak için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Ayrıca kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idareyi zarara uğratmışsa, bu zararı rayiç bedeli üzerinden ödenmekle yükümlüdür, der.
5018 sayılı kanunun “Bakanların ve Üst Yöneticilerin Hesap Verme Sorumluluğu” başlıklı 11.maddesi mahalli idareler olarak belediye başkanları üst yönetici olarak kabul edilmiştir. Bu maddeye göre belediye başkanları, sorumlulukları altındaki kaynakların etkili, ekonomik ve verimli şekilde elde edilmesi ve kullanımını sağlamaktan, kayıp ve kötüye kullanımının önlenmesinden; mali yönetim ve kontrol sisteminin işleyişinin gözetilmesi, izlenmesi ve Kanunda belirtilen görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinden belediyelerde, meclislerine karşı idari ve siyasi yönden sorumlu tutulmuşlardır. Yani belediye başkanı, bu sorumluluğunun gereklerini ve harcama yetkisini mali hizmetler birimi ve iç denetçiler aracılığıyla yerine getirdiği, ilgili fiillerin icrası alt kademedeki kamu görevlilerine bırakıldığı için 5018 sayılı kanun belediye başkanlarının mali sorumluluğunu doğrudan ortadan kaldırmıştır.
Ayrıca Sayıştayın içtihatlarında da 5018 sayılı Kanun’da belediye başkanı olarak mali yönden değil idari ve siyasi yönden sorumluluklarının olduğu açıkça ifade edilmiştir.
Oysa yerel siyasetin bir figürü olan belediye başkanları, halktan aldıkları süreli vekaleti halk adına kullanmak seçildiği kentin sorunları için kendilerine emanet edilen bütçeyi mali sorumluluğu olmasa da tutarlı, maliyet-fayda analizi yaparak en verimli en etkin şekilde kullanmak, sorunlara ve beklentilere çözüm üretmek gibi bir sorumlulukları vardır.
Belediye başkanları, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin en üst yetkilisi genel siyasetin en önemli figürü olan Cumhurbaşkanının yerel siyasetteki karşılığıdır. Doğrudan temsilin yerel siyasetteki en üst ve en yetkilisidir.
Bir de 5393 sayılı Belediye Kanununun 38.maddesinde belirtilen görev ve yetkileri vardır ki bu da belediye başkanının ‘’ idari sorumluluğudur.’’ Ayrıca halka karşı seçimlerde seçilme seçilememe gibi siyasi sorumluluğu vardır. Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan belediye başkanın, mali sorumluluğunun bulunmaması akla tezat teşkil etmektedir.
Belediye başkanının bu görev zararlarından sorumsuzluk durumu bütçeyi hoyratça kullanılmasının önünü açarken bir daha seçilemeyeceği düşüncesiyle gayrimeşru sapak yollara yönelmesine kapı aralar. Gerçeği yansıtmayan şişkin faturalar, yandaşa verilen ihaleler ile bütçenin yağmalanmasının dolayısıyla sebepsiz zenginleşmenin önünü açar.
CHP’li belediyelerle gündeme taşınan bu usulsüzlükler siyasetin, siyasi ahlakın itibar ve irtifa kaybetmesinin sebebi maalesef siyaseti finanse etme sorununun alışılagelmiş bir ritüel olarak siyasetin bir parçası olmaya devam edecekti.
Klişe olarak hep karşımıza çıkan belediye başkanlarının geride ‘’ enkaz bırakma’’ alışkanlığının yukarıda ifade ettiğim kanunlarda değişiklik yapılarak ortadan kaldırılmalı ‘’ mali ‘’ olarak hesap verme sorumluluğunun belediye başkanlarına yüklenmeli ki bundan sonra görev almak için milyonlarca dolar parti merkez elitlerine para vermek zorunda kalan nasıl olsa seçilirsem bunu çıkartırım düşüncesinin aklının ucundan dahi geçmemesi ve belediyeye uğrattığı zarardan kaçamaması gerekiyor.
Yorumlar