Bazı duygular vardır; ne öğrenilir ne de satın alınabilir. Hayatın içinden süzülerek kalbe yerleşir onlar. Merhamet de işte tam böyledir. Bir annenin çocuğuna bakışında, yaşlı bir insanın sessiz bekleyişinde, yaralı bir kuşun kanadını sarmak için eğilen bir çocuğun ellerinde kendini gösterir. Çoğu zaman yüksek sesle bağırmaz, sessizdir. İnsanın karakterini en güçlü anlatan duygulardan biridir.
Bugün her zamankinden daha hızlı yaşıyor daha hızlı tüketiyoruz. Haberler birkaç dakika içinde eskiyor, insanlar birbirinin acısını birkaç saniye konuşup sonra başka bir gündeme geçiyor. Telefonda bir ekranı kaydırırken savaşları, depremleri, yoksulluğu, yalnızlığı görüyoruz ve içimiz yanıyor; ardından bir nahif fotoğraf, belki bir eğlenceli video ile gülümseyebiliyoruz. Belki de çağımızın en büyük tehlikesi, kötülüğün çoğalması değil; acıya alışıyor olmamızdır. Çünkü insan, başkasının acısını kanıksamaya başladığında, merhamet yavaş yavaş yerini duyarsızlığa bırakır.
Merhamet, üzülmek değildir. Üzülmek geçici bir histir; merhamet ise insanı harekete geçiren bir vicdan hâlidir. Aç olanı gördüğünde ekmeğini bölüştüren, yorgun olanın yüküne omuz veren, konuşamayanın sessizliğini anlamaya çalışan şeydir merhamet. Bu yüzden merhamet, sadece hissedilen değil, yaşanan bir erdemdir.
Eskiler, "Yaratılanı severiz Yaradan'dan ötürü." derken aslında merhametin sınırlarını çiziyorlardı. Çünkü gerçek merhamet, insanları makamına, servetine, kimliğine ya da dünya görüşüne göre ayırmaz. Güneş nasıl ışığını herkese ulaştırıyorsa, merhamet de insanın içinden ayrım yapmadan taşabilmelidir.
Ne var ki merhamet çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bazıları onu güçsüzlük zanneder. Oysa öfkelenmek kolaydır; kırmak ya da cezalandırmak kolaydır. Asıl zor olan, bütün bunları yapabilecek güç elindeyken incitmemeyi seçmektir. Güçlü olan, sesini yükselten değil; yüreğini sertleştirmeyen insandır.
Elbette merhametin de bir ölçüsü vardır. Merhamet, insanın kendini yok sayması değildir. Kendi hayatını tüketerek başkasını ayakta tutmaya çalışmak, zamanla hem kendine hem karşısındakine zarar verir. Sürekli veren ama hiç dinlenmeyen bir kalp, bir gün yorulur. Yorulan kalp ise merhametini değil, umudunu kaybetmeye başlar. Bu yüzden merhamet, fedakârlık ile kendini ihmal etmek arasındaki ince çizgiyi görebilmeyi gerektirir.
Hayatın en güzel taraflarından biri, merhametin bulaşıcı olmasıdır. Bir çocuğun yaşlı birine yol vermesi ya da bir gencin toplu taşımada yer vermesi, bir komşunun zor gününde kapısını çalmak, susamış bir hayvanın önüne bırakılan bir tas su... Bunlar dünyanın düzenini tek başına değiştirmez belki ama insanlığın yönünü değiştirir. Büyük iyilikler çoğu zaman küçük merhametlerden doğar.
Bazen bir insanın ihtiyacı olan şey para değildir; kendisini gerçekten dinleyecek bir kulaktır. Bazen uzun öğütlerden daha kıymetli olan, omzuna bırakılan sessiz bir eldir. Çünkü merhamet, her zaman konuşarak değil, çoğu zaman hissederek anlaşılır.
Modern hayat bize güçlü olmayı öğretiyor; ayakta kalmayı, yarışmayı, öne geçmeyi, kazanan tarafta olmayı... Ama nedense daha iyi insan olmayı aynı ısrarla öğretmiyor. Oysa bir toplumun gerçek zenginliği, sahip olduğu binalarla ya da teknolojilerle değil; insanların birbirine gösterdiği merhametle ölçülür. Bir şehirde kimse aç kalmıyorsa, yaşlılar unutulmuyorsa, çocuklar korkmadan gülümseyebiliyorsa, orada sadece medeniyet değil, aynı zamanda vicdan da vardır.
Belki de insanın büyüklüğü, ulaştığı makamlarla değil; dokunduğu hayatlarla ölçülmelidir. Ardında bıraktığı servetten çok, dindirdiği gözyaşları hatırlanmalıdır. Çünkü gün gelir, sahip olduğumuz her şey geride kalır. Fakat bir kalbe verdiğimiz umut, bir insana hissettirdiğimiz değer ve zamanında gösterdiğimiz merhamet, bizden sonra da yaşamaya devam eder.
Bugün kendimize şu soruyu sormaya cesaret edebiliyor muyuz? Son zamanlarda kimi gerçekten dinledik? Kimin derdini anlamaya çalıştık? Kimin yükünü, küçük de olsa hafiflettik? Kim bilir belki de cevaplarını en zor verdiğimiz sorular bunlardır. Çünkü merhamet, sözle değil, hayatla ölçülür.
Merhamet, başkasının acısına üzülmekten çok daha fazlasıdır; onu kendi yüreğinde hissedebilme inceliğidir. O incelik kaybolduğunda, geriye sadece kalabalıklar kalır. Ama o incelik yaşadığı sürece, insanlık da yaşamaya devam eder. Çünkü merhamet, insan olmanın en sessiz ama en güçlü dilidir.
Yorumlar